ANASAYFA MAHALLELERİMİZ GURUR TABLOMUZ HABERLER VİDEO VE FOTO ÇET -----

ANASAYFA SECERE MAHALLELERİMİZ GURUR TABLOMUZ HABERLER SOHBET LİNKLER VİDEO FOTO ÇET UNUTAMADIKLARIMIZ SPOR Şavşat ---
 yeni sitem için aşağıdaki başlığa tıklayınız
 
ILICA KÖYÜ (CİNAL)

                  ILICA KÖYÜ (Cinal) Şavşat- ARTVİN


 
ILICA KÖYÜ (Cinal)
Ana Sayfam
Haberler
Ilıca Köyü Yönetim Bilgileri
Videolar
Foto Galeri
Duyuru Panosu
Ilıca Köyü Mahalleleri
Ilıca Köyü Tlf Rehberi
Şehidimiz Muharrem Yalanız
Medar-ı İftihar Tablomuz
Soy Ağacı (Secere)
Ilıca köyü Yazarları
Yöresel Yazarlardan
=> Cevdet Kılıç
=> Telefon Konuşması
=> Gelin Kaynana Atışması
=> Şavşatlı Kızın Bedduası
=> Alaattin Demirci
Ilıca Köyü Derneği
Ilıca Köyü Çermikleri
Ilıca Köyü Spor
Cinal Yemekleri
Efsanelerimiz
Kimler Geldi Kimler Geçti
Ölüm Tarihleri
Kan Bankası
Eğitim (okulumuz)
Ziyaretçi Mesajları
Ziyaretçi Sayısı
Çocukluk Oyunlarımız
Kur'ân-ı Kerîm'i Dinle
İlahi Dinle
Nasıl Gidilir
Çalışma Takvimi
Kartvizit
Köyümüzün Uzaydan Görünümü
Cinal in En Yaşlısı
Öneri ve Şikayet
Şavşat Müzikleri
Şavşat ça Sözlük
İletişim
Linkler
REFERANDUM SONUÇLARI (ILICA KÖYÜ)
Yeni Sİtem
 


                  ILICA KÖYÜ (Cinal) Şavşat- ARTVİN
---
Hazir ŞİFALI BİTKİLER
-----------








sitene ekle ----------

Cevdet Kılıç



Yar. Doç. Dr. Cevdet Kılıç Hakkında Geniş Bilgi ve Yazdığı Diğer Eserlere Ulaşmak İçin Tıklayınız

BİR BAŞKADIR GURBETTE MEMLEKET HASRETi

Yar. Doç. Dr. Cevdet KILIÇ

Bir sabah kalktınız, elinizde küçük bir el çantası, birkaç çamaşır, bir kazak ve bir de el havlusu, ardınıza bakarak düştünüz yollara… Sordular yakınlarınız, yolculuk nereye.. İçinizdeki o ayrılık acısının cızıltısını iliklerinize kadar hissede hissede.., bir de üstüne derin bir ahh çekerek; gurbete! dediniz.  Ve böylece başladı gurbet maceranız. Okulunuz, tahsiliniz, işiniz aşınız…,

Ancak giderken bir şeyler kalmıştı geride, gittiğinizde her şeyinizi götürmediniz peşinize, götüremediniz. Sevdikleriniz kaldı geride, anneniz babanız kardeşleriniz dostlarınız arkadaşlarınız, sevgiliniz. Ve her şeyden önemlisi de yüreğiniz kaldı geride, yüreğiniz... Siz gittiniz ama o sizin peşinize gelmedi. Orda kaldı, sılada kaldı yüreğiniz. Götüremediniz peşinize gelmedi zaten, siz de alıp götüremezdiniz onu. Belkide bilerek bıraktınız sılaya yüreğinizi kim bilir…

Gurbet deyince hep bir hüzün çöker insanın içine… Çünkü gurbet demek hüzün demektir. Gurbet demek, özlem demektir, gurbet demek sevgi demektir, gurbet demek acı çekmek ve çektirmek demektir. Gurbet demek adı üstünde gariplik demektir. Gariplik dedim de aklıma geldi, neydi o garip günlerimiz, teneffüste kantinin önüne yığılan arkadaşlarımızın bir simit bir tost almak için kalabalık oluşturmalarını hep sadece uzaktan seyrederdik. Babamızdan gelen üç beş kuruşluk harçlık, kısa zamanda biter zaten onlar da önemli ihtiyaçlar için harcanır tükenirdi. Hiç unutmam ayakkabılarım yıpranmış, bir süre okula kara lastikler denen ayakkabılarla okula gitmiştim. Neden mi? Yıpranmıştı ayakkabılarım bırak o da içimde kalsın. Sonra sınıfımızın kızları benimle alay etmiş, kara lastiklerle okula mı geliyorsun dediklerinde, bunlar yürümek için daha rahat, aslında ayakkabılarım var ama bunları giymeyi tercih ediyorum demiştim ortaokul yıllarında... beden eğitimi derslerinde ayakkabı mesleriyle çıktığımı öğretmenimin beni azarladığını unutmadım henüz…

Bütün bunlar hep bir yerlere gelmek içindi, çalışıp didinip bir yerlere gelmek için, verdiğimiz mücadele, yaptığımız fedakârlık. Hep bir yerlere gelmek bir şeyler elde etmek içindi. Elde etmek istediklerimizi elde ettik mi? Veya gelmek istediğimiz yere geldik mi. Bu soru herkese göre değişir. Genelde gelmek istediğimiz yere geldik sayılır. Elde etmek istediklerimizi de elde ettik sayılır. Ama bizden ne alıp götürdü, neler koparıp aldı, bunun hiç farkında olduk mu?

Yüreğimiz memleketimizde kaldı onu alıp getiremedik. Çünkü bizimle gelmedi. Anne babamızı alıp getiremedik, evladım biz doğup büyüdüğümüz toprağımızdan kopamayız dediler. Sevdiğimizi kaybettik izini bulamadık, gurbet o kadar acımasızdı ki bizi kendimizden kopardı sevdiklerimizden kopardı aldı. Sevdiklerimizin her biri bir tarafa savruldu onların da ekmek ve aş derdi vardı çünkü. Böylece paramparça olduk. İç dünyamız kalbimiz, gönlümüz, zihnimiz paramparça, darmadağın oldu. Artık hiç birini toparlayıp bir araya getiremez olduk ardımıza baka baka sılamızdan ayrıldıktan sonra. Kişiliğimiz ikiye üçe dörde bölündü her birini bir yere birinin yanına bıraktık.

Sılada okul yok muydu? Sılada ekmek yok muydu? Sıla bize bir gelecek hazırlamıyor muydu? Sıla bizim geleceğimizi mi karartmıştı? Elbette ki hayır. Okul da vardı, Gelecek te vardı, ekmek te vardı aş ta vardı. Anca eksik olan bir taraf vardı. Belki de moda olmuştu büyük şehre gitmek orada okumak, iş bulmak veya iş kurmak, kendine yeni bir hayat hazırlamak. Belki biz de o modaya uyduk. Belki de babamızın işi gereği, gurbeti yaşayan o oldu. Belki de bu satırlarda kendi kendimizi anlatıyoruz farkında olmadan. Bu yeterli bir sebep değildi memleketten ayrılıp gurbete gitmeye ama aslında, daha çok kazanmak daha iyi gelecek hazırlamaktı kendimize. Ancak daha da önemlisi kendimiz için ailemiz için ve çocuklarımız içindi, çocuklarımız için çocuklarımızın geleceği için yapmak istedik bu fedakârlığı. Evlatlarımız daha iyi şartlarda daha iyi gelecek kursunlar diye kendine, bütün bunlar onlar içindi beklide. Daha doğrusu bilmiyoruz, açıkçası buralara niçin geldik diye bir açıklaması da yok belki. Anlayamıyoruz veya anlatamıyoruz. Nefesimiz düğümleniyor bir anda söyleyeceklerimizi söyleyemiyoruz. Hasretten midir özlemden midir acıdan mıdır bilemiyoruz.

Sılamızın adı geçince, birisi sıladan haber getirince veya sıladan bahsedince; nedendir bilinmez bilinse de söylenemez, dil bunu ifade edemez, hep burnumuzun direği sızlar. Gözlerimiz yaşarır. Yutkunuruz acı acı. Özleriz köyümüzü, doğup büyüdüğümüz yerimizi yurdumuzu. Sevdalık ettiğimiz yaylalarımızı, soğuk suyunu içtiğimiz çeşmelerimizi, kısa pantolonla gezdiğimiz mahallemizi sokaklarımızı, sırtımıza alıp ta götürdüğümüz ot balyalarını, çocukluk arkadaşlarımızı…

Sıla hasreti bir başkadır.  Gurbette birilerinin ve bir yerlerin hasretini çekenler için. Onu iliklerine kadar hissedenler için, zihninin bir köşesinde devamlı bir yerleri özleyenler için. Ne kopabiliyorsunuz doğup büyüdüğünüz yerlerden, nede ait olabiliyorsunuz karnınızı doyurduğunuz yerlere… Ne sılalı olabildiniz, ne gurbetli olabildiniz. Sanki adeta çift kişilikli olmuşsunuzdur. Bir araya geldi mi aynı memleketin insanları, anlatırlar memleketinin güzel günlerini, canlandırırlar hatıralarını terk ettikleri topraklarını bir iç geçirip te; imkânım olsa bir saniye durmam buralarda derler, hep içinde gurbetin hüznünü yaşayanlar.

Bir başkadır gurbette ramazanlar, bayramlar, düğünler, merasimler. Hep kalbinizin bir köşesi boş kalır, oraları dolduracak birilerini arar gözleriniz. Ama sonra düşünürsünüz ki bu bayramda olamadım sevdiklerimle birlikte, belki de bir kısmı çoktan toprağın altındalar.

Bir başkadır gurbette bir dost eli, bir sevgi eli, senin elinden tutan, sana gurbeti hissettirmeyen,  senin yalnızlığını derdini kederini paylaşan….

Bir başkadır gurbette sevmek ve sevilmek, bir başkadır gurbette öğrenci olmak. Bir başkadır gurbette bir gülen yüz, bir tatlı söz, içini açan, ufkunu açan, karanlıklarını dağıtan bir güçlü el.  Bir güçlü dost. Bir güçlü hemşeri.

Bir başkadır gurbette, hem veren el olmak, hem de o eli sıkı tutmak. Dost olmak, arkadaş olmak…



Cevdet Kılıç ile Yüksel Topcu Üniversite Yılları Ankara 1988


Yar. Doç. Dr. Cevdet Kılıç ın Diğer eserlerine Ulaşmak için Tıklayınız




 
SİTE DİLİ
------
-----
KİMLER GELDİ KİMLER GEÇTİ
----------------- -------------

                  ILICA KÖYÜ (Cinal) Şavşat- ARTVİN